26.12.2023
5 Dakika
Giresun, Türkiye’nin Karadeniz kıyısında yer alan, bölgenin yemyeşil yaylaları ile masmavi denizinin buluştuğu, görülmeye değer şehirlerinden biridir. Hitit kaynaklarında Kaşka halkının yurdu olarak geçen şehrin Antik Çağ’daki adı Kerasus’tur. Giresun’un Karadeniz’e kavuşan kıyılarına yakın bir kültürel değeri daha vardır ki kelimenin tam anlamıyla dillere destandır: Sahilden yalnızca 1 mil açıkta olan Giresun Adası’ndan söz ediyoruz, yani efsanevi Amazon savaşçılarının yaşadığına inanılan ve aralarında Herkül’ün de bulunduğu Argonotların, Altın Post’u bulmak için yaptığı mitolojik yolculukta bahsi geçen Aretias’ın ta kendisinden. Gelin, sadece 4 hektarlık yüzölçümüne nice efsaneler ve kadim hikayeler sığdırmış bu adaya daha yakından bakalım.
Giresun Adası’ndan söz eden en eski metinlerden biri, Rodoslu Apollonios’un Arganautika adlı eseridir. MÖ 3. yüzyılın önemli şairlerinden biri olan Apollonios bu eserinde, kökleri günümüzden en az 4.000 öncesine uzanan Altın Post ve Argonotlar efsanesini ele alır. Mitolojik anlatıya göre, Teselya Kralı Aeoson’un öldürülmesinin ardından oğlu Jason, krallığı amcasının ellerinden kurtarmak için zenginlik ve iktidar sembolü altın postu ele geçirmelidir. Bunun için aralarında Herkül’ün de bulunduğu bir grup kahramana liderlik ederek Argo adlı gemiye binip Karadeniz kıyısında bir ülke olan Kholkis’e doğru zorlu bir yolculuğa çıkar. Rodoslu Apollonios’un anlatısında, kör kahin Phineus’un sözleri, bu yolculuğun bir adımının da günümüzde ismi Giresun Adası olan Aretias’tan geçtiğine işaret eder:
“Issız adaya musallat olan sayısız yırtıcı kuşu tüm marifetlerinizi sergileyerek kovmayı başardığınızda, geminizi bu engebesiz adada karaya çıkarmalısınız. Burada Amazon Kraliçeleri Otrere ve Antiope’nin savaş zamanı geldiğinde ayinler gerçekleştirmek üzere inşa ettirdikleri taş bir tapınak vardır.”
Aynı eserin ilerleyen bölümlerinde Argonotların karaya çıkmasıyla birlikte adadaki yapıların tasvirine de rastlanır:
“Sonra hep birlikte koyun kurban etmek için Ares Tapınağı’na gittiler ve çatısız tapınağın dışındaki Amazonların eskiden dua ettiği kutsal bir nesne olan sabitlenmiş siyah bir kayanın içindeki çakıl taşından sunağın çevresinde aceleyle durdular.”
İşte, bu noktada mitoloji ile gerçeklik kesişir. Günümüzden 1.700 yıl önce yaşamış şairin tasviri ilginç bir biçimde Giresun Adası’nda bugün de görülen yapılarla örtüşür. Gerçekten de adaya yapacağınız bir yolculukta üstü açık bir taş tapınağın kalıntılarına, tasvirdeki siyah taşa oldukça benzeyen ve Anadolu’daki doğurganlık ve bereket tanrıçası Kibele kültüyle ilişkilendirilen “Hamza Taşı”na rastlayabilirsiniz. Giresun Adası’nda ayrıca adayı tamamen sarar gibi çevreleyen surların ve gözetleme kulelerinin yanı sıra 5. ya da 6. yüzyılda inşa edildiği düşünülen bir manastırın kalıntıları da görülebilir. Üzüm ya da zeytin ezmek için kullanılan iki havanın da bulunduğu adada 2015 yılındaki kazılar sırasında 11. yüzyıldan kalma bir şapelin kalıntıları da ortaya çıkarılmıştır. Şapelin etrafında çok sayıda mezarlık bulunması nedeniyle arkeologlar adanın Bizans İmparatorluğu döneminde bir inanç merkezi olarak kullandığını da düşünmektedir.